Bizim gözümüzden bir şey kaçmaz!

En yakınımda olanlar da soruyor bunu: “Harun, hiç mi görmüyorsun?” Ben yanıt veriyorum: “Evet, hiç görmüyorum.” Hemen gerisinde o soru geliyor: “Ama önceden görüyordun, yok mi?” “Evet” diyorum. veya görmeden bakkala, manava, alışverişe nasıl gittiğimi merak ediyorlar, “Nasıl geliyorsun buralara” diye soruyorlar. Ben de elimdeki bastonu gösteriyorum: “Bununla!”

Neden bilmem, buna bir türlü inanamıyorlar. “Hadi canım” diye şaşıranlar, kabul etmekte zorlananlar, söylediklerime şüpheyle yaklaşanlar, asla inanmayanlar… Sokaklarda dolaştığıma kadar az da olsa görüyor olmalıyım çünkü çoğunun nazarında… Tek yol gösterenimin baston olması inandırıcı gelmiyor onlara…

Bu değin merak ediliyor madem, anlatayım… Baston bir çalgı gibidir. Ve onu kullanmanın bir akışı vardır. Çok basittir aslında. Baston ilerideyken bulunduğu noktaya önce bir ayağınız basacak, sonra baston bir adım atacak, ardından sıradaki but bastonun bastığı yere gelecek. Adımlar sırayla bastonu takip edecek. Bunu belirlenmiş bir ritimde yapmazsanız pek işe afacan. dahası bastonu zemin durumuna kadar yere vurmak veya sürtmek gerekir. Yine De sürtünce baston tekeriniz fazla çabuk eskiyor. İyi bir baston tekeri derhal 15 dolar civarında. Maalesef bizim de bir lastik sorunumuz var…

Bu arada, biz bastonu yere sizler önümüzden çekilin diye yok, etraf sesini duymak için vuruyoruz. O sırada meydana çıkan ses bize, zemin hakkında veri veriyor. O ses uçuyor gidiyor çevredeki binalara, cisimlere çarpıp geri dönüyor. Biz de bunları dinliyor, duyduklarımızdan ortamı görmeye çalışıyoruz. Yol ne tarafa gidiyor, önümüzde bir ceset var mı?

Anlayacağınız, baston bizim gözümüz, kulağımız… Eğer bir gün birimizin bastonuna basarsanız bunun bizim açımızdan önemli bir maliyeti olduğunu da dikkate alın lütfen. İyi bir bastonun şu günlerde 70 dolar gibi bir fiyatı var. Ama daha önemlisi, bastonu kırarsanız gideceğimiz yere ulaşmamızı son derece zorlaştırırsınız. Aracımızı, pusulamızı elimizden alırsınız. 

Ara Sıra yolda ilerlerken bastonuma teneke kutu, plastik şişe, poşet veya kâğıtlar takılıyor. Evden işe giderkenki güzergâhımda kâğıt toplayan insanlarla karşılaşıyorum. Selamlaşıyor, hal hatır soruyoruz birbirimize… Onlara nerede kâğıt ve plastik olduğunu söylüyorum. Özellikle metroya bu vesileyle üstgeçitteki merdivenlerde gece oturup keyif yapanların çöpleriyle karşılaşıyorum sabahları. Neden yaşadığımız yerleri bu değin kirlettiğimizi düşünerek başlıyorum güne.

Hani bana diyorsunuz ya ara sıra, “Görmüyor olmanız daha iyi fiilen… Çünkü etrafın ne dek kirli olduğunu da görmüyorsunuz”… Oysa biz şehrin karış karış her yerini görüyoruz. Ne kadar pisletilmiş veya ne kadar güzelleştirilmiş, hepsini biliyoruz. İnanın bizim ‘gözümüzden ’ hiçbir şey kaçmıyor. Yaşadığımız yerlerdeki kirliliğin aslında şehrin erişilebilirliğini azalttığı da sizin gözünüzden kaçmasın…

Yorum yapın

SMM Panel